Yaramazlar
Dağılmış, dört bir yanda. Koşturuyorlar birbiri ardınca.
Bazıları el ele tutuşmuş. Bazısı, alabildiğine özgür, uçsuz bucaksızcasına bağımsız olma telaşında.
Kimi kısa, kimi uzun. Çocuk ya da çocuksu. Bazısı iki yanda toplamış saçlarını, bazısı ‘amerikan’ traşlı. Kimi kavgacı, kimi alabildiğine sessiz. Birileri çekiştiriyor bir diğerinin saçını, birileri koşuyor bir diğerinin ardından. Kaçan var, kovalayan var. Düşüp dizini yaralayan da cabası.
Mızıkçısı, uslusu, ağır başlısı, “büyüyünce kesin afet olacak bu” dedirteni. Hoppa kılıklısı, çapkın bakışlısı. Sinirlisi, sakini.
Toplum baskısıyla büyütüleni var içlerinde, asi olup şimdiden her şeye meydan okuyanı.
Huzurevi sakini gibisi var. Daha doğmamış, içeride kalıp dışarı çıkamamışı.
Süslüsü var, rüküşü. Sadesi bir de. Darmadağınık olanı var, konuşması, gülmesi, saçı başı. İnadına öğretmen çocuğu var bir de içlerinde. Her şeyi derli toplu, dersleri iyi olanı.
Örnek olanı var, ibret alınanı.
Aileden yana şanslı olanı var; sorunlusu, arızası. Tek çocuk olanı da burada, kalabalık aile görmüşü de. Memur çocuğu da var, ruhunu satanın, bedenini satanın çocuğu da.
Gözü diğerinin oyununda, oyuncağında olanı var, kendi oyunuyla geçinip gideni de.
Neyse işte, hepsinin bir kendine özgülüğü var. Beraberce oynuyorlar öyle, gülüp ağlaşıyorlar. Gidiyorlar, geliyorlar. Bir o yana, bir bu yana. Hepsi zihnimin oyun parkında şimdi.
Dağılmış, dört bir yanda. Koşturuyorlar birbiri ardınca.
Yaramaz cümlelerim…
–BE
(23/08/2007)