Sevgi Üzerine


Bir ailenin misafiri idim. Akşam bahçelerinde oturuyordum. Güneş batıyordu ve sessiz, güzel bir akşamdı. Kuşlar ağaçlarına geri dönüyorlardı ve ailenin küçük çocuğu yanımda oturuyordu. Ona sordum: “Sen kim olduğunu biliyor musun?” Çocuklar yetişkinlerden daha açık sözlü, daha anlayışlı olurlar çünkü büyükler çeşitli ideolojilerle, dinle bozulmuştur, yozlaşmıştır, kirlenmiştir. O küçük çocuk bana baktı ve “Bana çok zor bir soru soruyorsun” dedi.
“Bunda ne zorluk var?” dedim.
Dedi ki, “Zor tarafı şu, ben annemle babamın tek çocuğuyum ve eskiden beri, ne zaman eve misafir gelse, birisi gözlerimin babama benzediğini söyler, diğeri burnumu anneminkine benzetir, bir başkası yüzümün amcama benzediğini söyker. O yüzden ben kim olduğumu bilmiyorum, çünkü kimse bir yerimin de bana benzediğini söylemiyor.”
Ama işte her çocuğa bu yapılıyor. Çocuğun kendi deneyimini yaşamasına izin vermiyorsun, ve kendi olmasına da. Çocuğa kendi geçekleşmemiş beklentilerini yükleyip duruyorsun. Her ebeveyn çocuğunun kendi kopyası olmasını istiyor.
Her çocuğun kendine ait bir kaderi var: Eğer snein kopyan olursa asla kendisi olamayacak. Ve eğer kendin olamazsan asla tatmin olmazsın; asla varoluş ile rahat bir ilişki kuramazsın. Hep bir şeyler eksikmiş duygusuna kapılırsın.
Annenle baban seni seviyor, ve ayrıca sana kendilerini sevmen gerektiğini söylüyorlar çünkü bir annen diğeri baban. Bu garip bir olgu ve kimse farkında değil. Sırf annesisin diye çocuğun seni sevmesi gerekmiyor. Senin sevilmeye değer olman lazım; anne olman yeterli değil. Baba olabilirsin, ama bu otomatikman sevilmeye değer olmanı gerektirmiyor. Sen bir babasın diye çocukta müthiş bir sevgi hissi oluşmak zorunda değil. Ama bu bekleniyor… Ve zavallı çocuk ne yapacağını bilemiyor. Numara yapmaya başlıyor; tek çıkış yolu bu. İçinden gelmese de gülümsüyor; sevgi, saygı gösterip teşekkür ediyor - ve bunların hepsi sahte. En başından rol yapıp iki yüzlü oluyor, bir politikacı gibi.
Hepimiz ana babaların, öğretmenlerin, din adamlarının bozduğu, yozlaştırdığı, kendimizden uzaklaştırdığı, yabancılaştırdığı bu dünyada yaşıyoruz. Ben sana kendi merkezini geri vermeye çabalıyorum. Ben bu merkeze odaklanmaya “meditasyon” diyorum. Ben senin sadece kendin olmanı istiyorum, kendine saygın olsun, varoluşun sana ihtiyacı olduğunu bilmenin gururunu taşı - ve sonra kendini aramaya başlayabilirsin. Önce merkeze gel, ve sonra kim olduğunu keşfetmeye başla.
İnsanın orjinal yüzünü tanıması, sevgi ve coşku dolu bir yaşamın başlangıcına işaret eder. Bol sevgi verebileceksin - çünkü bu tükenecek bir şey değil. Ölçülemez, tüketilemez. Ve sen verdikçe verme kapasiten artacak.
Yaşamdaki en büyük deneyim, kayıtsız şartsız, bir teşekkür bile beklemeden vermektir. Aksine, gerçek, otantik bir sevgi veren kişi, bu sevgiyi kabul eden kişiye tüşükkürü borç bilir. Sonuçta reddedilebilidri.
Kabul eden herkese bu minnet duygusu içinde sevgi vermeye başlayınca, bir imparatora dönüştüğünü görüp hayret edeceksin - artık her kapıya vurup sevgi dilenen o dilenci sen değilsin. Ve o kapılarına vurduğun insanlar sana sevgi veremezler; kendileri de birer dilenci onların. Dilenciler birbirinden sevgi istiyor ve öfkelenip bunalıyorlar, çünkü sevgi gelmiyor. Ama böyle olması normal. Sevgi dilencilerin değil imparatorların dünyasına aittir. Ve insan sevgisini kayıtsız şartsız dağıtacak duruma geldiğinde artık bir imparatordur.
Sonra daha da büyük bir sürpriz bekler seni: Herkese, yabancılara bile sevgi göstermeye başlayınca mesele kime sevgi verdiğin değildir - vermenin keyfi öylesine büyüktür ki alanın kim olduğu kimin umrundadır? Varlığında bu yer açılınca her bir kimseye ve her şeye sevgi vermeye başlarsın - sadece insanlara değil, hayvanlara, ağaçlara, uzaktaki yıldızlara, öünkü en uzaktaki yıldıza bile sevecen bir bakışla sevgi iletilebilir. Tek bir dokunuşla sevgi ağaca aktarılabilir. Tek bir kelime söylemeden… Tamamen sessizlik içinde anlatılabilir. Söylemek gerekmez, o kendini belli eder. Sevginin kendine has en derinlere, varlığının en dibine erişme yöntemleri vardır.
Önce için sevgi dolsun, sonra paylaşma başlayacak. Ve sonra harika sürpriz… Yani, verdikçe bilinmeyen kaynaklardan, bir takım köşelerden, tanımadığın insanlardan, ağaçlardan, nehirlerden, dağlardan sana sevgi akmaya başlayacak. Varoluşun köşe bucağından üzerine sevgi yağacak. Sen verdikçe fazlasını alacaksın. Yaşam bir sevgi dansına dönüşecek.

OSHO - Aşk, Özgürlük, Tek Başınalık kitabından…

Yayınlandı: on 6 Mart 2008 at 3:51 pm

Bu yazının geri izlemesini yapmak için URI: http://befeoglu.wordpress.com/2008/03/06/sevgi-uzerine/trackback/

Bu yazıya yapılan yorumlar için RSS beslemeleri.

Leave a Comment

You must be logged in to post a comment.