Kendi Kendine

Kişinin kendine ettiğini,
Edemez kişiye hiçbir fani.
Bu kahbe hırsı, ne kıskanç kini, ne şarap
Ne de haşhaş edemez.
Kişinin kendine ettiğini tayfun, boran,
Dağ, taş edemez…

Kişinin kendine ettiğini,
Edemez kişiye hiçbir fani.
Tutmazsa gerçek dost elini,
Kendi kendisiyle baş edemez.
Kişinin kendine ettiğini,
Sarhoş edemez, ayyaş edemez,
Mezar soyan nebbaş edemez…

MEVLÂNA CELALEDDİN RUMİ

Yayınlandı: on 31 Ağustos 2007 at 2:06 pm Yorumlar (0)

Goethe’den

“Yaşamak, kendi kendini adam etmektir. Zekâ ve bilgiyi kullanarak, etinden kemiğinden kendi heykelini yapmaktır.”

GOETHE

Yayınlandı: on 28 Ağustos 2007 at 3:55 pm Yorumlar (0)

Her Şey Sende Gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif.
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü…
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin.
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna,
ne kadar yaşarsan yaşa, sevdiğin kadardır ömrün.
Gülebildiğin kadar mutlusun,
üzülme, bil ki ağladığın kadar güleceksin
sakın bitti sanma her şeyi, sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
bir gün yalan söyleyeceksen eğer
bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
unutma yağmurun yağdığı kadar ıslaksın
güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hisseciğin kadar yalnızsın
ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin.
İste budur hayat!
İste budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
çiçek sulandığı kadar güzeldir
kuşlar ötebildiği kadar sevimli
bebek ağladığı kadar bebektir
ve her şeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren:
Sevdiğin kadar sevilirsin…

CAN YÜCEL

Yayınlandı: on 27 Ağustos 2007 at 5:23 pm Yorumlar (0)

Rilke’den

“İçinize dönün, hayatınızın kaynadığı derinlikleri yoklayın; onun kaynağında siz, yaratmanız gerekiyor mu sorusunun karşılığını bulacaksınız. İçinizdeki ezgileri size seslendikleri gibi alın. Belki sanatçı olarak doğduğunuzu tanıtlar. Boyun eğin o zaman alın yazınıza, yükünü ve büyüklüğünü de dıştan gelebilecek bir karşılık beklemeden taşıyın, çünkü yaratıcı, başlı başına bir dünya olmalı ve her şeyi içinde bağlandığı tabiatta bulmalı.
Ama belki, içinize, yalnızlığınıza bu inişten sonra da gene, şair olmaktan vazgeçmek zorunda kalırsınız (dediğim gibi, yazmamak için) insanın yazmadan da yaşayabileceğini duyması yeter. O zaman da gene, sizden dilediğim bu içe dönüş boşuna değildir. Hayatınız, o andan başlayarak öz yollar bulacaktır.”

RAİNER MARİA RİLKE
Genç Şaire Mektuplar’dan

Yayınlandı: on 26 Ağustos 2007 at 4:31 pm Yorumlar (0)

Kilidin

http://www.fotokritik.com/700823 

 Kilitli bir kapı gibi duruyorsun karşımda
Günlerdir.
Açmaya korkulu, ardına meraklı bir ben
Oluyorum bu yanında.
Cılız bir kuş sesi bekleyen
İçeriden.

Gerçek hayatta da açılır mı kapılar
Saç tokasıyla?
Saçımdaki suç ortağım çomak olur da
Sokuluverir mi yalnızlığının koynuna,
Sinsice.
Ya çomak kılıklı tokaya inat
Bir kilit daha vurdurursa bu merak?
Bir de mühür üstüne
Devlet kararıyla.

Korkup, geri çekiliyorum.

Gayri resmî merakıma tek kelimelik
Resmî bir cevap gibi duruyor karşımda kilidin
Günlerdir.
İnim inim inleyen o meçhul anahtarın
“Girme” diyen
Paslı sesiyle.

–BE

(24/08/2007)

Yayınlandı: on 24 Ağustos 2007 at 2:33 pm Yorumlar (0)

Yaramazlar

Dağılmış, dört bir yanda. Koşturuyorlar birbiri ardınca.

Bazıları el ele tutuşmuş. Bazısı, alabildiğine özgür, uçsuz bucaksızcasına bağımsız olma telaşında.
Kimi kısa, kimi uzun. Çocuk ya da çocuksu. Bazısı iki yanda toplamış saçlarını, bazısı ‘amerikan’ traşlı. Kimi kavgacı, kimi alabildiğine sessiz. Birileri çekiştiriyor bir diğerinin saçını, birileri koşuyor bir diğerinin ardından. Kaçan var, kovalayan var. Düşüp dizini yaralayan da cabası.
Mızıkçısı, uslusu, ağır başlısı, “büyüyünce kesin afet olacak bu” dedirteni. Hoppa kılıklısı, çapkın bakışlısı. Sinirlisi, sakini.
Toplum baskısıyla büyütüleni var içlerinde, asi olup şimdiden her şeye meydan okuyanı.
Huzurevi sakini gibisi var. Daha doğmamış, içeride kalıp dışarı çıkamamışı.
Süslüsü var, rüküşü. Sadesi bir de. Darmadağınık olanı var, konuşması, gülmesi, saçı başı. İnadına öğretmen çocuğu var bir de içlerinde. Her şeyi derli toplu, dersleri iyi olanı.
Örnek olanı var, ibret alınanı.
Aileden yana şanslı olanı var; sorunlusu, arızası. Tek çocuk olanı da burada, kalabalık aile görmüşü de. Memur çocuğu da var, ruhunu satanın, bedenini satanın çocuğu da.
Gözü diğerinin oyununda, oyuncağında olanı var, kendi oyunuyla geçinip gideni de.
Neyse işte, hepsinin bir kendine özgülüğü var. Beraberce oynuyorlar öyle, gülüp ağlaşıyorlar. Gidiyorlar, geliyorlar. Bir o yana, bir bu yana. Hepsi zihnimin oyun parkında şimdi.

Dağılmış, dört bir yanda. Koşturuyorlar birbiri ardınca.
Yaramaz cümlelerim…

–BE
(23/08/2007)

 

Yayınlandı: on 23 Ağustos 2007 at 2:07 pm Yorumlar (0)

Anlar

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi
Ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85′indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

 JORGE LUIS BORGES 


 

Yayınlandı: on at 10:07 am Yorumlar (0)

Desem ki

Desem ki vakitlerden bir Nisan akşamıdır,
Rüzgârların en ferahlatıcısı sende esiyor,
Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini,
Ormanların en kuytusunu sende gezmekteyim,
Senden kopardım çiçeklerin en solmazını,
Toprakların en bereketlisini sende sürdüm,
Sende tattım yemişlerin cümlesini.
Desem ki sen benim için,
Hava kadar lazım,
Ekmek kadar mübarek,
Su gibi aziz bir şeysin;
Nimettensin, nimettensin!
Desem ki…
İnan bana sevgilim inan,
Evimde şenliksin, bahçemde bahar;
Ve soframda en eski şarap.
Ben sende yaşıyorum,
Sen bende hüküm sürmektesin.
Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,
Rüzgârlarla, nehirlerle, kuşlarla beraber.
Günlerden sonra bir gün,
Şayet sesimi farkedemezsen,
Rüzgârların, nehirlerin, kuşların sesinden,
Bil ki ölmüşüm.
Fakat yine üzülme, müsterih ol;
Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini,
Ve neden sonra
Tekrar duyduğun gün sesimi gökkubbede,
Hatırla ki mahşer günüdür
Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum.

CAHİT SITKI TARANCI

Yayınlandı: on 22 Ağustos 2007 at 1:57 pm Yorumlar (0)

Tekrar tekrar devrilmiş…

Kelimelerim bolca; cümlelerim devrikmiş.
Evet.
Peki ya, hep binbir çeşit tekrarlardan ibaret değil mi zaten hayatımız? Dibine kadar bolcana yaşayıp sonunda devrilmişliğimizden değil mi okurluğumuz, yazarlığımız?

İnadına devrik,bol tekrarlıyım.
Bu, benim hayatım.
Bu benim hayatım.

–BE

Yayınlandı: on 21 Ağustos 2007 at 1:09 pm Yorumlar (0)

Adam

Adam şapkasına rastladı sokakta
Kimbilir kimin şapkası
Adam ne yapıp yapıp hatırladı
Bir kadın hatırladı sonuna kadar beyaz
Bir kadın açtı pencereyi sonuna kadar
Bir  kadın kimbilir kimin karısı
Adam ne yapıp yapıp hatırladı.

Yıldızlar kıyamet gibiydi kaldırımlarda
Çünkü biraz evvel yağmur yağmıştı
Adam bulut gibiydi, hatırladı
Adamın ayaklarının altında
Yıldızların yıldız olduğu vardı
Adam yıldızlara basa basa yürüdü
Çünkü biraz önce yağmur yağmıştı.

CEMAL SÜREYA

Yayınlandı: on at 12:55 pm Yorumlar (0)